28 Aralık 2010 Salı

'eşinizin başım ağrıyor bahanesine son' altyazısıyla gördüm fotoğrafı.çok güldürdü beni,başarılı =)


"derin olan her şey maskeyi sever!"

evet öyle şeyler vardır ki yüz üstüne çıkmamak için türlü türlü maskeler altına saklanırlar.kimi zaman korkudan kimi zaman utançtan kimi zamanda pişmanlıktan dile gelmez bir türlü hatta konuşmayı geçtim hissettiremezsiniz bile ifadelerinizle!
saklamaktır ya hani tek amaç ölseniz geberseniz de mutsuzluktan,gülen bir maske gelir yerleşir yüzünüze..
bir süre sonra öyle alışırsınız maskenize siz bile fark etmezsiniz aynaya baktığınızda,'içimdeki bu huzursuzluk neden ki?' diye dolaşırsınız boş boş ortalarda.

23 Aralık 2010 Perşembe


şu halde karşısında durmak istediklerimden olmayın bence!
hayır ara ara aynada böyle duruyorum aynanın karşısında da çok kötü oluyorum kendi kendime bu bakışı atınca.gerçi benim etkilendiğim gibi etkilenmemizi anlarım artık.
çünkü insanın kendine bunu söylemesi hayli ağır oluyor,benden söylemesi =)

11 Aralık 2010 Cumartesi

""-anne bebek istiyorum.
  -iyi yanında bir de koca istiyor musun?
  -yoooo...sadece bebeğin oluşum sürecinde gerekecek birisi olsa yeter...
  -iyi...koca istemiyorsan gerisi basit....
  -o halde ben gidiyorum....
  -iyi bir anne olacağına inanıyorum kızım....""


eğer annemin böyle cevaplar vereceğine inansaydım 30lu yaşlarımda bu dialogu 'anne ben anne oldum' başlığı altında sizlerle paylaşacağımın garantisini verebilirdim,net!

10 Aralık 2010 Cuma




Evet ara ara böyle saklanmak istediğim zamanlar olmuyor değil!Tabii ben maske takma gereği duymuyorum genelde,yeterince ifadesizce durabiliyorum çünkü istersem...
Her neyse bugün facebooka bir süre ara verme kararı almıştım.Tam da kararımı uygulamaya koyuyordum ki facebook öyle bir tavır aldı ki bana karşı dayanamadım =( Şu arkadaşın bu fotoğrafını kaybedecek,bu grup artık kapanacak,haa bu arkadaşın da artık bu fotoğrafa sahip olmayacak,bir de bizi neden bırakıyorsun soruları falan.
Her ne kadar duygusuz görünmeyi başarabilsem de facebook bana bu kadar alışmış,bırakamadım onu!
En azından bugün...

5 Aralık 2010 Pazar

Sanki bir gölgeye geldik; yorulduk, acıktık, susadık biraz
Ve doyduk, ve içtik, ayıldık bir anlamda
Ayıldık ve sorduk, baktık ki hep ormandayız
Kaç kere ölmemişiz, kaç kere sormamışız, bu kaçıncı dalgınlığımız
Yani kaç sesli bir evrende kaç kere yalnız
Ne ölmek, ne ansımak! sadece yaşamakla
Tam öyle gibi.. Demeyin: eh, biraz yorulsak da
Demeyin, sakın haa, yok şu kadar bir şey insanın sonsuzunda
Biz şimdi ne yapsak, biz şimdi ne yapsak, biz işte biraz
bilmiyoruz ya 
Diyoruz: yaşasak çıkmazları, sevişsek olmayanlarla...

                                                                    Edip Cansever

hani bir şeyler söylememe gerek kaldı mı bilemedim!



2 Aralık 2010 Perşembe

ben olmak!

Bazen ben olmak çok zor! Genelleyip genç olmak çok zor demek isterdim aslında ama Tuğçe olmak gerçekten zahmetli bazı zamanlar...
Şimdi kimi dönemler var hayatımda benim,mesela:
1)      bundan en azından bir ay sonrasını düşün evresi
2)      ya neyse birazcık zaman geçsin bakarız evresi
3)      evet artık düşünmeden yaşıyorum,ne olursa olsun evresi
4)      böyle de olmadı sanki evresi

Ve 4. Evreden sonra tekrar başa dönüş! İçinden çıkamadığım bu sinir bozucu döngü…
İşte bu yüzden ara sıra ben bile kendimden sıkılıyorum ki!

18 Kasım 2010 Perşembe

death is the road to awe

bu şarkıyı öylece tek başına dinlemenin zararlı olduğuna karar verdim,hani biraz olsun kırık kalksan yataktan al işte dağıldın gittin...
o yüzden yanında başka düşünecek şeyler lazım derim ben =)


"yanlışlıkla göründüğüydü. bir an.
 sıkıştı kanadı birbirine
 karıştırdığı iki alemin
 kapısına.

 çekip gitse kanadı kırılacak
 gerçekliği kalacak başkalarına

 kanadına yenilip dursa
 herkese görülecek varoluşunun sırrı

 kolay değil geçtiği kapıları
 yenilmeden bırakmak ardında

 meleklik,
 zaman ve mekan sanatı

 ya kanat pahasına
 sır olmalı varlığı
 ya burada aramızda kalmalı

 yol görünür
 varınca alemlerin kapısına"



                                       murathan mungan

4 Ekim 2010 Pazartesi

los amantes del circulo polar


dün izledik bu filmi minik tırtılım ile birlikte.her ne kadar filmin ortasına denk gelen depremle bir süre kopsak da filmin yarattığı ortamdan daha sonra tekrar sardı bizi Ana ve Otto'nun ilginç ilişkisi.filmin konusundan bahsetmesem daha iyi sanırım.onun yerine aklıma kazıdığı,film sonrasındaki gecede tamamen koparıp farklı düşüncelere götüren bir kaç cümleyi paylaşmak istedim.
'aşk sadece arzulamak değil,aynı zamanda işitmektir' diyor Ana kulağını Otto'nun kalbine doğru yaklaştırırken. hani uğraşsam didinsem şu zamanda 'ah evet ya' dedirten daha iyi bir cümle bulamazdım heralde.
garip zamanlar oluyor insanın hayatında bazen.kime karşı tam olarak ne hissettiğini anlayamadığı zamanlar bunlar.kimisi dengesiz libido seviyesi diye yorumlarken bunu kimisi de 'noluyor bana,nasıl da değişiyor böyle hızla duygularım?' diye kendi kendine dertleniyor,üzülüyor. bazen de bu iki farklı düşünce aynı vücutta hayat bulabiliyor tabii. hayır kendimden biliyorum =)
neyse işte ben böyle karmaşık duygular içindeyken duyduğum bu cümle şöyle bir sarstı beni. evet budur işte cevabı bu kafamdaki sorunun cevabı.
eğer gerçekten duyabilseydim net bir şekilde bende kalbimin sesini böyle sürüncemede kalmazdı bazı şeyler.o zaman,inanıp güvenip duyduğum seslere anlayabilirdim neyin doğru neyin yanlış olduğunu!
ama sanırım benim için daha uzun bir zaman var,neyse bekleyelim görelim diyelim!
kalbinizin sesini duyabilmeniz dileğiyle bitirdim gittim byee=)

3 Ekim 2010 Pazar

dövmem olsa ya benimde =)


                                                                                                    
bir kaç hafta önceydi sanırım bu dövme konusu açıldığında.
gayet bilmiş ben 'benim dövme yaptıracağım yer belli' diye dolanıyordum muhabbetin etrafında.bugün öyle boş boş otururken hadi birazcık modellere bak dedim kendi kendime=)
dövme yaptıracağım yeri leğen kemiğinin sol tarafı olarak belirlemişken bir türlü ne yaptıracağıma karar veremeyen ben bu kanatları görünce bir anda 'aaaa acaba sol omzuma küçük bir sevimli kanat çiftiyle mi başlasam?' diye düşünür oldum.sevgili eli hafif olmasını dilediğim dövmecim bir de bu kanatları vücudumun y ekseniyle 30 derecelik bir açıyla yerleştirse omzuma sonra hani şöyle fazla göze batmayan ama arada başımı hafif bir edayla=) sola çevirdiğimde görebileceğim bir dövme de fena olmaz sanki!

2 Ekim 2010 Cumartesi

hala geçerliliğini koruyan hayallerimden biri işte =)

küçükken gerçekten de küçük hayallerim vardı benim!
mesela hep yaz olsun isterdim.hani böyle yazın deniz kenarı,sıcak hava,mutlu aile yemekleri,babacım hep yanımda olurdu ya o tatil günlerinde.herhalde o yüzden sadece yazın çok mutlu olur insanlar sanırdım.
sonra bir de 'bir genç kızın gizli defteri' günleri oldu hayatımda.orda serra'nın günlüklerini okudukça bende kendi günlüklerimin bir gün kitap yapılacağına inanırdım.benimde hayatım çok heyecanlı,karışık böyle,bende bendee bende istiyorum şeklinde şımarık kız tiplerinde..
zaman geçip kötü kötü alışkanlıklar girince hayatıma,bir ufak hayal daha eklendi listeme.mutfak tezgahına ocağın yanına oturup bir yandan sigaramı içip bir yandan puding yapmak istedim ben hep.işte bu yazının başlangıcı da bugün bu hayalimi gerçekleştirmemle başladı =)
diyorum ya küçüktüm,küçüktük!sorunlar basit,cevaplar basit,hayaller küçük,kavgalar zararsız!ama o küçük hayallerden biri mutlu etti bugün beni!hala büyümemişim işte ben,o yüzden hala alışamadı bir tarafım kaybetmeye.
işte böyle eğlendim bugün,ergen tuğçe güldürdü beni..